Kayıp Haritanın Sırrı

Kerem, Kapalıçarşı'nın arka sokaklarında dolaşırken onu buldu: Küçük, karanlık bir antikacı dükkanı. Vitrine dikkatsizce bakıyordu ki gözü cam fanusun içindeki sararmış kâğıda takıldı. Haritaydı. Ama hiçbir haritaya benzemiyordu.

İlk İpucu

Dükkan sahibi yaşlı adam, haritayı göstermek istemedi başta. "Getirdiği uğur yoktur," dedi. Ama Kerem ısrar etti ve nihayetinde eline geçti.

Haritanın üzerinde Osmanlıca yazılar ve semboller vardı. Ortasında ise hem Türkçe hem de Arapça harflerle yazılmış tek bir kelime: Kaynak.

  • Haritanın kenarlarında dağ siluetleri çizilmişti.
  • Bir nehir yatağı kırmızı mürekkeple işaretlenmişti.
  • Sağ alt köşede küçük bir mühür vardı: 1887 tarihli.

Kerem o gece uyuyamadı. Ertesi sabah valizi hazırladı.

Kapadokya Yolunda

Haritadaki işaretleri takip etmek onu önce Nevşehir'e, oradan da kayalık vadilerin derinliklerine götürdü. Peri bacalarının arasında yürürken haritanın bazı çizgilerinin gerçek coğrafyayla örtüştüğünü fark etti. Bu rastlantı değildi.

Üçüncü günün akşamı, kırmızı işaretin gösterdiği noktaya ulaştı. Küçük bir mağaranın girişiydi burası. İçi karanlıktı ama tavanından mineral damlaları sarkıyordu. Elindeki feneri tutarak ilerledi.

Mağaranın İçinde

Mağeranın en sonunda taş bir duvar vardı. Üzerinde oyulmuş kabartmalar — at üstünde savaşçılar, şehir surları, su kaynakları. Ve tam ortada bir yazıt:

"Suyu bulacak olan, toprağın dilini bilen olacaktır."

Kerem etrafa baktı. Duvarın dibinde nemli toprak vardı. Elini uzatıp bastırdığında... toprak çöktü ve altından kristal berraklığında su fışkırdı.

Gerçek Hazine

Dönüş yolunda Kerem, haritayı tekrar inceledi. Hazine altın değildi, mücevher de. Harita, kurumuş sandıkları bir su kaynağına götürmüştü. 1887'de kim çizdi bunu, neden sakladı — bunlar hâlâ bir sırdı. Ama kaynağı bulan ilk kişi Kerem değildi; haritanın kenarında küçük harflerle on iki isim yazıyordu. Kendisi on üçüncüydü.

Cebine koydu haritayı. Bir gün on dördüncüsü de olacaktı.


Son