Yağmurlu Bir Akşam

Elif, işten çıktığında gökyüzü zaten kararmaya başlamıştı. Tramvay durağında beklerken iri iri yağmur damlaları önce omuzlarına, sonra saçlarına düştü. Çantasında şemsiye aramaya kalkıştı; hep unuturdu bunu. Hep.

Durağın hemen karşısında sarı bir ışık yanıyordu. Vitrine yapışmış, solmuş bir yazı: "Sahaf — İkinci El Kitaplar". Elif tereddüt etmeden yolu geçti.

Kitabevinin İçinde

Kapı açılırken zili tatlı bir ses çıkardı. İçerisi küçücüktü ama raflar tavana kadar kitapla doluydu. Kahve ve eski kâğıt kokusu birbirine karışmıştı. Tezgâhın arkasında yaşlı bir adam, gözlüklerini burnunun ucuna indirmiş, bir şeyler okuyordu.

"Hoş geldiniz," dedi adam, başını kaldırmadan. Sesi alçaktı ama samimiydi.

Elif ıslak paltosunu çekiştirdi ve raflara yürüdü. Parmakları sırtları yıpranmış kitapların üzerinde gezdi; Sait Faik, Orhan Kemal, Sabahattin Ali... Her isim bir anıydı. Ortaokul koridorları, teyze evinin balkonu, babasının koltuk yanı.

Sarı Defter

En alt rafta, diğer kitapların arasına sıkışmış sarı kapaklı bir defter duruyordu. Elif onu çekip çıkardı. Kapağında hiçbir şey yazmıyordu. İçinde ise ince, eğik bir el yazısıyla dolu sayfalar vardı. Bir başkasının hikayesiydi bu; bir başkasının yağmurlu akşamları, bir başkasının unutulan şemsiyeleri.

Yaşlı adam tezgâhtan seslendi: "O defter satılık değil aslında. Ama okumak isteyenlere hep gösteririm."

"Kim yazdı bunu?" diye sordu Elif.

"Bilmiyorum," dedi adam ve ilk kez güldü. "Her gelene aynı şeyi söylüyorum: Belki siz yazdınız, belki yazmak üzeresiniz."

Dışarıda Yağmur

Elif yarım saat sonra kitabevinden çıktı. Yanında iki kitap vardı; birini seçmişti, birini adam hediye etmişti. Yağmur dinmemişti. Tramvay çoktan geçmişti. Ama Elif acele etmedi.

Kaldırım taşlarına vuran yağmur sesini dinleyerek yürüdü. Aklında sarı defterin ilk cümlesi takılı kalmıştı:

"Her şehirde, yağmurlu her akşamda, birisi kaybolur. Ama bazı kaybolmalar aslında bulunmaktır."

Eve döndüğünde masasına oturdu, boş bir defter açtı ve yazmaya başladı.


Son